Genele yayılmış bir yanlış kanının aksine cari açık (CURRENT ACCOUNT DEFİCİT), yani cari işlemler açığı, dış ticaret açığı(TRADE DEFİCİT) demek değildir. Daha doğrusu dış ticaret açığı veren her ülke cari açık vermek zorunda değildir. Buradan hareketle bu kavram(CARİ AÇIK) şöyle tanımlanabilir; bir ülkenin dış ticaret açığının görünmez kalemler olarak sayılan turizm ve işçi dövizleri gibi unsurlarla finanse edilmeyen kısmıdır. Örneğin Türkiye’de dış ticaret açığı 2004 yılında 34 milyar dolarken cari açık 14 milyar dolar civarı çıkmıştır. Bu durumun daha ilginç bir örneği birinci dünya öncesinde ingiliz ekonomisinde yaşamıştır. Bu süreçte İngiltere birçok yılda dış ticaret açığı vermesine rağmen cari açık vermemiştir. Çünkü özellikle sömürgelerinden elde ettiği gelirler sözkonusu açığı kapatmıştır.
Buradan hareketle bir ülkenin cari açık vermesinin en önemli sonucunun o ülkenin döviz rezervlerinin erimesi olduğunu söylemek olasıdır. Zira ülke cari yıl içersinde elde ettiğinden daha fazla döviz harcamaktadır ki bu da sözkonusu açığa yol açmaktadır.
Peki ülke, bu açığı nasıl finanse etmektedir?. Genel itibariyle sıcak para akımları denen olgu bunu yansıtmaktadır. Yani ülkenin finansal piyasalarına akan likit varlıklar bu açığı kısa vadede gidermektedir.
Son olarak bu kısa bilgilerden hareketle “türkiye’de cari açık ciddi bir sorun değildir” iddiası değerlendirilebilir. Evet, bugün(2006) bakıldığında bu açık sorun değildir. Çünkü söz konusu sıcak para bunu finanse etmektedir. Ancak 1980 sonrasının finans odaklı kapitalizminin en önemli özelliği siyasal istikrarın bulunmadığı her yerde krizlere yol açmasıdır. dolayısıyla özellikle 2007’ye yaklaşırken seçim atmosferine girecek olan ülkede sıcak para, en ufak bir krizde ülkeden kaçacak ve türkiye likidite krizine düşecektir. dolayısıyla, felaket tellallığından haz etmesek de- sözkonusu cari açık, yapısal çözüm politikaları olmadığı takdirde krize yol açabilecek bir nitelik arz etmektedir. alıntı-ekşisözlük..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder