4 Ekim 2011 Salı

Gişe memuru(2010)

sorunlu bir  babanın halisünasyonlar gören Gişe Memuru oğlunun psikolojik hikayesini gözler önüne seren bir film 'Gişe Memuru'..



Film ilerledikçe Serkan Ercan'ın müthiş oyunculuk performansıyla Gişe Memuru Kafka'nın Gregor Samsa'sına evriliyor,yalnızlaşıyor,suskunlaşıyor ve sorunlu babasından miras hayatını mahveden gerçeklerle yüzleşiyor..



Kafka esintileriyle birlikte sanatsal film severler için güzel bir tercih 'Gişe Memuru'..

29 Eylül 2011 Perşembe

Groundhog Day



iyi'nin keşkesizliği filmi..



Keşke orada öyle söylemeseydim,keşke olmam gereken yerde olsaydım dediğimiz zamanlar vardır ya pişmanlığın içimizi acıtan bir 'keşke' ile kapımızı çaldığı..izlerken 'keşke' diyemeyen kahramanın mükemmelliğine imrendirip izlerken içten içe 'keşke' dedirten 1993 yapımı hem komedi hem romantik güzel bir film..



Yarınsız bir yaşamda olmamız gerekeni,hak etmeyi başarıyor kahraman.Peki,biz her şey şey değişirken,dünümüz bugünümüzü tutmazken,dün unutulup hep yarınlara topu atarken,değişebilecek miyiz,06.01'de 'bugün günlerden ne biliyor musun?' sorusuna 'yarın' diyebilecek miyiz?...



olmanın ve oldurmanın imrendiren hikayesi..



Coldplay-Fix you

COLDPLAY-FİX YOU


                                    
When you try your best but you dont succeed 

Elinden gelenin en iyisini denediğinde ve başarılı olamadığında

When you get what you want but not what you need 

İstediğine sahip olduğunda ama ihtiyacın olan o olmadığında

When you feel so tired but you cant sleep 

Çok yorgun hissettiğinde ama uyuyamadığında

Stuck in reverse 

Geriye takıl



And the tears come streaming down your face 

Ve  gözyaşların yüzünden aşağı akar

When you lose something you cant replace 

Yerine koyamayacağın bir şeyi kaybettiğinde

When you love someone but it goes to waste 

Birini sevdiğinde ve o boşluğa gittiğinde

Could it be worse?

Daha kötü olabilir miydi?



Lights will guide you home 

Işıklar evinin yolunda rehber olacak

And ignite your bones

Ve kemiklerini yakacak

And I will try to fix you 

Ve  ben seni düzeltmeye çalışacağım



And high up above or down below 

Ve yukarı veya aşağı şiddetli bir şekilde

When youre too in love to let it go 

Gitmesine izin verecek kadar çok seviyorken

But if you never try youll never know 

Ama eğer hiç denemezsen asla bilemezsin

Just what youre worth 

Ne kadar değerli olduğunu



Lights will guide you home 

Işıklar evinin yolunda rehber olacak

And ignite your bones

Ve kemiklerini yakacak

And I will try to fix you 
Ve  ben seni düzeltmeye çalışacağım

Dublörün Dilemması




...Kendime gelmek ya da kendimden kaçmak gibi yeteneklerim yoktu.Muallaktaydım.canavarlaşmanın eşiğindeydim yani...Dublörün Dilemması...



''Murat Menteş, okumacı, tartışmacı, kavgacı, yani kışkırtıcı bir yazar arkadaşım. Onunla çekişirken çiçek açarsınız. Yazarlık macerasını ben de merakla izliyorum. Peşinen söyleyeyim, fiktif, tümden hayal ürünü metinler sevmem, fakat Murat Menteş’in birbiri peşi sıra kurduğu cümlelerin gücü, benim kendimce şikayetimi kuruntuya dönüştürdü. Ben, Murat’ın yaşındayken kelimelerle kasap gibi boğuşuyordum; Murat aksine, kelimeleri kırbaçlayıp cümleler içinde düzene sokuyor ve bunu pek mahirce başarıyor. Bu yüzden Dublörün Dilemması çok canlı, renkli, inceden felsefi çığlıklarla bezeli bir kitap ve hızla yaklaşan bir yazarı işaretliyor... Böyledir, edebiyat kavgayla başlar huzurla sona erer derler; gerçi ben görmedim, hayırlısı Murat için olsun!..''
                                                                                                                   Nihat Genç


Nuh Tufan-İbrahim Kurban-Habib Hobo üçgenininin hikaye ilerledikçe artan köşeleri, kitabın sonunda bir puzzle'ı çözer gibi 'bir'leşiyor.Murat Menteş'n elinden Dublörün Dilemması usta benzetmeler,afili cümleler ,eşsiz  sürükleyici anlatımı ve intellectuality'siyle benzersiz okunası bir kitap olarak çıkıyor..



..adamın sol yanağında Nike amblemi şeklinde bir yara izi vardı...Sırf bu cümle bile bize bu kitabın ne ilginç kahramanlara gebe olduğunu gösteriyor.Dilara Dilemma'sından Umur Samaz-Su Samaz çiftine kadar..
Ayrıca , Attila İlhan'ın ''21.yy romanının sinema ile yarıştığını asla unutmamalı'' sözüne tamamen uyan bir kitap olarak Dublörün Dilemması , Fight Club ve The Game'in yönetmeni David Fincher'ın eline verilmeli diye düşünüyorum ;)..Sonuç olarak; komik,esrarengiz,yer yer romantik,karmaşık ama tamamen bizden bir kitap 'Dublörün Dilemması'..


...bütün bunları biraz da sıkılarak anlatıyorum.Çünkü,çağımızda,bir şey anlatmanın önemi kalmadı.Sır dönemi kapandı.Alenilik salgını yüzünden,medyatik ifşaat ve teşhir çılgınlığı yüzünden,monotonluğun sistemleştirilmesi yüzünden..her şey otomatikman pornografikleşti.Şeffaflığın ilkeselleştirilmesi de yapılan işlerin faziletliliğine duyulan güvenin açığa çıkmasını kolaylaştıracağı yerde,arsızlığın rahatça ilanına vardı.Merak preslendi,bereketini yitirdi.Her şey uluorta olunca,sebepsizlik ve sonuçsuzluk neşet etti,kanıksandı.Görünmek de saklanmak da büyük birer mesele haline geldi.Meşhur mu oldunuz,demek ki yanlış anlaşıldınız.Kayıplara mı karıştınız,bu sizin sorununuz...


...unutma Nuh'um ,aşk,insanın şahsiyetini pekiştirir.Çünkü hayatın manası,aşk bohçasında gelen bir hediyedir.Mevcudiyetinin hakkını vermek,hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracaat edebilir..

26 Eylül 2011 Pazartesi

Bir Zamanlar Anadolu'da



Gri yaşamların filmi...


Keskin'de işlenen esrarengiz bir cinayet..Her memurun,savcı,polis muhtar hatta morgcu'nun bir şekilde görevlerinden şikayetleri,Anadolu memurunun gerçekleri,hayatlarındaki anlamsızlık ve tekdüzelik,bir zamanlar Anadolu...



Fotoğraf gibi sahnelerle,görselliğin doruğunda Anadolunun ücra bir ilçesinde(Keskin) işlenen bir cinayetin doktor polis ve savcıyla 12 saatlik soruşturma ve cesedi arama süreci.Ağır ilerleyen sahnelerin ince ince işlenerek çekildiğini geçen her dakika izleyiciye hissettiren Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'dası foto-roman türü  filmlerden..


Anlattığı hikaye baz alındığında ilk başlarda 157 dakika biraz fazla gibi gözüksede,görsellik,foto-roman türü filmler söz konusu olduğunda akla ilk gelen yönetmenlerden olan Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da bittikten sonra hiç sıkmayıp üstüne üstlük damakta o buram buram sanat kokan sahnelerin nefis tadını bırakıyor..



American Beauty'de Ricky'nin Jane'e, çektiği en güzel sahneyi göstermesi gibi Nuri Bilge Ceylan bizlere ağaçtan düşen elmanın dereye yuvarlanışını,tarlararı yakan farları ve daha nicelerini anlatıyor,yaşatıyor hissettiriyor.O Ricky oluyor,izleyenler Jane...



Sahneleri gereğinden fazla uzatmış,gereksiz ayrıntılar verilmiş diye eleştirenlere cevabı Nuri Bilge Ceylan'ın günlüğünden bu film için alınan kısımlar ortaya konan titizlikle,veriyor...:


Bir zamanlar Anadolu’da kurgu günlüğü 

Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ kurgu günlüğünden bir bölüm...


22 Aralık 2009, Salı 
Çekimler biteli yaklaşık on gün oldu. Tam sekiz haftalık bir çekim sürecinden sonra birden normal hayata geri dönmek, daha önce önem verilmeyen gündelik ritüellerin adeta bir rüya gibi yaşanmasına neden oluyor. Seslerin görüntülerle eşlenmesinde birtakım sorunlar çıktığı için çektiğimiz malzemenin kurguya hazır hale getirilmesi biraz zaman almış.

1 Ocak 2010, Cuma 
Yeni yıla girdik. Bugün öğleden sonra normalde pek yapmadığım şekilde, adeta yılların yorgunluğuyla, yatağa uzandım. Öylece elbiselerimle birkaç saat uyuyakalmışım. Gözlerimi açtığımda çok tuhaf hissettim. Deyim yerindeyse, yeni bir algılama biçimine uyanmışım gibi geldi. Öyle güzeldi ki. Sessizliğin içinde gözümün önünde flu bir şekilde hareketsiz duran odamın nesneleri beni sonsuz bir şefkatle kuşatıyor gibiydi. Beynimde farklı bir algılama düzeyinin kapıları aralanmış gibiydi. Bir saat kadar daha orada öylece gözlerim açık olarak yattım. Algılarım o kadar açıktı ki. Bu açıklık hayattan öyle derin bir haz almamı sağlıyordu ki. Hayatın bir şekilde yavaşlaması algılama gücümüzü nasıl da arttırıyor. Algılarımızın keskinliğini arttırmak için hayatımızın temposunu düşürmemiz gerektiği aşikar. Neden yavaş tempolu filmleri sevdiğim ve böyle filmler yapmak istediğimin nedenleri de buralarda yatıyor zaten.

5 Mart 2010, Cuma 
Komiserin tiradı ile ilgili malzemeyi inceledik. Tek plan olarak mümkün görünmüyor. Her çekimin bir yerlerinde mutlaka hatalar var. Metne hakim olunmadığı bir şekilde belli oluyor. Arada karşı açı doktoru girmek de kurtarma operasyonu gibi görünecek. Ertesi gün tekrar bu sahneyi çekmeye devam etmediğim için kendime kızdım. Sahnenin henüz hallolmamış olduğunu çekim sırasında görememiş olmam affedilir gibi değil. Yılmaz’ın tipinin artık çok değişmiş olması sebebiyle ek çekim yapmak da mümkün değil. Onun yerine bu bölümde son çare olarak komiserin tiradı sırasında, babasına ve çocukluğuna ait fotoğraflar koymayı deneyeceğiz. Yılmaz’ı arayıp çocukluk fotoğraflarını istedim. Ama sonuçta benim bir şeyler çekmem ya da hazırlamam gerekecektir herhalde. Birtakım denemeler yaptık. Olabilir belki.
Akşam Ayaz’ı bir yerlere götürdüm. Yolda biraz sessizlik olunca bana “Baba, şimdi ne üzerine konuşalım,” diye sordu. Dalgınlaştığım için suçluluk duyup hemen onunla tekrar konuşmaya başladım.

3 Haziran 2010, Perşembe 
Bugün kurgunun üçüncü versiyonuna noktayı koydum. 2 saat 37 dakika. Biraz uzun gözüküyor ama sinsi sinsi bu filmin biraz uzun olmasını da istiyorum galiba. Daha ne kadar kısalır bilemiyorum artık. Son dört gündür Ebru ve Ayaz’ın Ankara’da olmasından da faydalanarak gece gündüz çalıştım. Artık Temmuz başında kurguyu kilitleyip online kurguya girmek istiyorum. Tarihleri keyfilikten kurtarmak için bugün Zeynep’e İmaj ile konuşup Temmuz başına İmaj’ı fikslemesini istedim. Yoksa bu iş sonsuza gidecek.. 



Filmin ismini de göz önüne aldığımızda ustalıkla ortaya konulan Anadolu gerçeği izleyeni bir zamanlar Anadolu'ya götürmekle kalmıyor onu buram buram yaşatıyor.Ceceli muhtarının savcıdan köy için istekleri;savcı, polis ve doktorun gecenin bir yarısı bile olsa büyük bir saygıyla ağırlanmaları,mahsüllerinden ikramları,Yılmaz Erdoğan'ın ustaca kotardığı İç Anadolu şivesi,Keskin pazarından seçilip oynatılan yöre insanları,susuz kurak bir yer olan İç Anadolu çeşmeleri ve aklıma gelmeyen birçoklarıyla bir 'Anadolu' hikayesi anlatıp hüzünlendiriyor,yer yer güldürüyor ve içten içe geriyor.


Sanatsal filmlerde çoğu kez rastladığımız filmi tam bir son havasında bitirmek yerine izleyecinin kafasında istediği şekilde bitirmesine olanak sağlama alışkanlığı ,ör: Çoğunluk(2010)-Seren Yüce, bu filmde de göze çarpıyor.Otopsi sahnesiyle biten filmde zanlının akıbeti,doktorun gri hayatı gibi noktalar uçları açılarak izleyiciye salondan çıktıktan sonra bile filmi aklında devam ettirme,tamamlama şansı tanınıyor.


Filmde katili oynayan Fırat Tanış'a da bir parantez açmak gerekirse,filmde en az konuşan ama jest ve mimikleriyle en az sustukları kadar konuşan  'Kenan' Nuri Bilge Ceylan'ın oyuncu seçiminin ve seçtiği oyuncudan en iyi performansı almanın bir örneği olarak katili adeta içimizde yaşatıyor.


Filmin hemen başında yoğurt üzerine süren anlamsız tartışma Pulp Fiction ve Reservoir Dogs'ta gördüğümüz anlamsız muhabbetleri andırıyor ve Nuri Bilge Ceylan'ın filmografisinde Quentin Tarantino etkisini gözler önüne seriyor.


Film için Keskin'in seçilmesinin de alelade bir tercih olduğunu söyleyemeyiz.Şöyle ki,Keskin,ölüm oranının çok yüksek olduğu ve belki de bir ağır ceza mahkemesi kurulmasını gerektiren bir ilçedir.Köylerinde yaygın olmakla birlikte herkes silah sahibidir ve hatta kalaşnikof bulunduranların sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur.(Filmde Arap'la doktorun diyalogunda değiniliyor bu duruma).Bir Keskin gerçeği,Anadolu gerçeği filmi ortaya çıkartmıştır.

Bir ara herkesin cesedi ,cinayeti unutup muhtarın güzel kızını süzmesi,ondan bahsetmesi NBC'nin umutsuz filmografisine anlatılmaya çalışılan umursamazlığa,hazin bir örnek gibi..



Bir satır arası filmi olarak karşımıza çıkan 'Once Upon a Time in Anatolia' izlenmeye değer yapımlardan..

23 Eylül 2011 Cuma

Que sera sera

         
                                               ''   whatever will be , will be... ''

zaman ve zaman'la...

 


                                                    Zaman adım adım
                                                       Zamanı adımlayan ayaklar var
                                                           Yükler omuz omuz
                                                       Yükleri tasiyan omuzlar var

                                              En güzel hayalini seç dolaptan üstüne giy
                                                     Ne güzel yakıştı bak üstüne




      Bir ses duyunca, zamanın sesini duyunca
Üstüne gelince yıllar birer birer
Yine de güzelsin, güzel çizgilerle
Yine de yürürüz,yürürüz..


                                                         
                                                   
                                                    Adım adım zaman'ı adımlayan ayaklar bizim
                                                    Ağır ağır yükler taşıyan omuzlar bizim
                                                       
                                                    Bir ses duyunca,zaman'ın sesini duyunca
                                                    Üstüne gelince yıllar birer birer       


                     

                                                             ASFALT DÜNYA-ZAMAN...